17 Kasım 2009 Salı


Bize en büyük dünyayı öğreten kocaman bebekler onlar
17 kasım
Dünya Prematüre Günü
Biraz farkındalıkla kaç hayat renkleniyor?
Kaç siyah beyaz tabloda turuncu güneş doğar mesela?
Kaç tane el kadar bebek size sonsuzluğu gösterir?

Winx kabusum


Doğa geçenlerde kitapçıda “Winx cd’si istiyorum” dedi. Ben tabi Winx’i nereden öğrenmiş olduğunu anlayamamanın vermiş olduğu şokla birlikte bir süre mücadele verdim almamak için. Ama baktım ki olacak gibi değil birlikte izlemek şartı ile aldım. Eve geldik, başladık izlemeye, bir süre sonra “korktum ben bundan çıkart” dedi. “Tamam zaten senin yaşında uygun olmadığını söylemiştim” dedim. “O zaman ilkokula gelince izlerim” dedi. Şaşkınlık ve sevinç içinde koydum cd’yi geri. Ama bu sevincim pek de uzun sürmedi, bir hafta kadar sonra tekrar izlemek istedi. İzledi ve “Çok beğendim demek artık 12 yaşındayım” dedi. Şimdi en göremeyeceği yere koydum cd’yi, isteyecek diye ödüm kopuyor. Bu arada ilkokula da 12 yaşında gideceğini düşünüyor:)
Geçtiğimiz hafta dergi için Ebeveyn ve Aile Koçu, çocuk kitapları yazarı, eğitimci, sosyolog ve araştırmacı Sedef Örsel ile röportaj yaptım. Bol sohbetli çok keyifli bir röportaj oldu. Sedef aslında benim yoga arkadaşım. Aynı sınıfta nefes alıp, veriyoruz uzunca bir süredir. Eee tabi böyle olunca röportaj pek de resmi havada geçmedi. Laf lafı açtı. Ben de son zamanlarda aklımı kurcalayan birçok şeyi sorma fırsatı buldum. İşte bunlardan biri de Winx konusuydu;

Sedef’in bu konuda önerisi şöyle; “Orta yolu bulmak gerekiyor. Tamamen yasaklamak cazip yapar. Çocuğun sosyalleşebilmesi için arkadaşlarıyla ortak konularının olması gerekiyor. Bütün arkadaşları winx oynarken o dışarıda kalıyorsa o zaman kendini kötü hissedebilir. Fakat çocuğumuza bunun bir oyuncak olduğunu gerçek olmadığını anlatmak gerekiyor. Çünkü bunlar hayatının bir noktasında karşısına çıkacak. Şimdi değil belki ama winx, barbie tarzı kadınları ilerde dergilerde görecek. Kız çocukları maalesef bedenlerinin fazlasıyla farkında olarak büyüyorlar. Daha küçücük kızlar kilo mu aldım endişesi yaşıyor. Bu bombardıman var. Önemli olan çocuğumuza kendi bedeni ile barışık olmayı öğretebilmek. Kendini sevmeyi öğretebilmek. Bunun için de en iyi rol modeli biziz.”
Bendeki Winx kabusu halen bitmedi yalnız. Şu yukardaki resim bile tüylerimi diken diken ediyor.

16 Kasım 2009 Pazartesi

Hamilelikte ele alınan dişler...

Hamileliğimin ilerleyen haftalarında artacağını çok iyi bildiğim diş sorunlarım başladı..ilk önce yıllardır yerinde duran 20 yaş dişim çıkmaya çalıştı....jinekoloğumla yaptığımız itişmelerin sonucunda bu haftasonu çektirmeye gittim..ben genel olarak sıkıntısız bir tipimdir..hiç bir diş tedavisi de beni strese sokmaz..hamileliikteki en endişeli durum ise hamilenin strese girmesidir...benim rahatlığımı bilmeyen jinekoloğum 20 yaş dişi çekimine şiddetle karşı çıkarken..en sonunda sen bilirsin dedi...veee..20 yaş dişim 3 saniyede çekildi..20 yaş dişi ile alakalı tüm efsaneler canım diş hekimimin muayenehanesinde yerle bir oldu...savaştan ben galip çıktım...bu arada kırılan da bir dişim vardı...o da toparlandı..asıl en önemlisi hamilellik öncesi başlamış olduğum implant-protez hikayeme devam etmeye karar verdik...zira stres bende sıfır..genelde o koltukta uyuyakalıyorum..uyandırmak zorunda kalıyorlar hekimim....

Bu arada hamilelikte flor kullanıma ilişkin sorularım oldu...diş hekimim Türkiye'deki flor oranlarının ekstra flor kullanımına mahal vermeyecek kadar yüksek olduğunu..yediklerimizde ve içtiğimiz suda yeterli derecede flor olduğunu...ve mümkünse takviye flor kullanımımı günde 1'e düşürmemi tavsiye etti...zira fazlası bebekte diş rengi değişimine sebep olurmuş..bu arada diş hekimim Çapa Tıp Fakültesinde profesör olduğundan bana söylediklerini emir olarak algılıyorum...

Bebeğiniz dünyaya geldiğinde de ağız floranızın tertemiz olması gerekmekteymiş..zira dişsiz ağızlara annenin organizma bulaştırması riski ve bebeğin dişlerinin erken yaşta çürüme olasılığı yüksekmiş...

10 Kasım 2009 Salı

Saça sakız mı yapıştı? Çözümü var!

Küçükken en büyük sorunumun sakızdan balon yapamamak olduğunu sanırdım.
Balon yapar hale geldiğimde ise, uyurken ağzımda unutup da saçıma yapışan sakızları temizleyememek olduğunu anladım. Sizib ufaklıklarla oldu mu hiç böyle bir maceranız? Ne yaptınız peki?

Şu makaleye göre saça yapışan sakızlar zeyinyağı ile çıkıyormuş. Bizim deli saçın kafasına sakız yapıştığını düşünemiyorum bile...

Bizden söylemesi, sizden denemesi :)
.

Bakın bunu buldum, öğlen yemeği için çanta

http://mommyknows.com/colourful-kool-aid-jammers-lunch-sack-craft-how-to/


Mommyknows.com dan...

Hani geri dönüşüm diyoruz, çevre bilinci diyoruz ya...

Sanki biz hep "diyoruz" da birileri hep "üretiyor"! Az laf çok iş, buyrun bakın neler yapmış 10 yaşındaki bir çocuk.

Meyve suyu poşetlerini yıkayıp temizleyip dikiş makinasında birleştirip bir de küçük cırt cırt takıvermişler ağzına. Ben çok beğendim, dikiş makinasını alır almaz deneyeceğim. Beslenme çantası olarak pek ala kullanılabilir...



09 Kasım 2009 Pazartesi

Kendinizi şımartırken dünyaya da bir katkınız olsun..

Şimdi hamilelik başımda kavak yelleri estiriyor ya..daha da çocuğa bişeyler alamıyorum ya..sürekli bakıyorum ağzımın suyunu akıtarak...aşağıdaki Bugaboo marka..özel tasarım arabalara bayıldım mesela..biraz pahalı olmakla birlikte şahaneler...

Product Red'e de dahil olduklarından aldığınız ürünün yüzde belli bir kısmı Afrika'ya yardıma gidiyor...hem bebeğinize hem dünyanın diğer bebeklerine enfes bir katkı.





18 Ekim 2009 Pazar

Bindi Orman Kızı

Bu fotoğrafta gördüğünüz kız 10 yaşında. Adı Bindi Irwin. Doğa ve benim bu aralar Jojo'da bağımlısı olduğumuz "Bindi Orman Kızı" adlı programın sunucusu, baş aktörü! Programı ailecek sunuyorlar; Annesi Terri Irwin, babası Steve Irwin ve Bindi. Avusturalya Hayvanat Bahçesi'nden yapılıyor yayın. Bugünkü programın konusu örneğin hayvan ameliyatlarıydı. Her izlediğimde söyleniyorum; "Ne müthiş bir aile. Ne güzel bir program" diyorum.

Bugün buraya yazıyım da dedim sizler de izleyin kuzularınızla birlikte. Kaçmaz bu program! Zaten daha önce Discovery Channel'da yayınlanmış sanırım. Fakat internette araştırırken mideme bir sancı saplandı. Meğer Bindi'nin babası dünyaca ünlü timsah avcısı Steve Irwin'miş ve de 2006 yılında bir belgesel film çalışmasında dikenli bir vatozun göğsünden sokması sonucu ölmüş. Sadece 44 yaşındaymış.
Şu anda yayınlanan bütün bölümlerde babası var. Meğer Bindi bunu özellikle istemiş. Birçok psikolog, pedagoga karşı gelip "bu programı ben sunacağım" demiş ve harika bir iş yapıyor bana kalırsa.
Bir de asıl şoku şunu okuyunca yaşadım; "Dünyaca ünlü timsah avcısı Steve Irwin'in cesedi vasiyeti üzerine çok sevdiği timsah arkadaşı Bindi'ye verildi. Timsah cesedi afiyetle yedi".
Neyse, ben bu şokla bu akşam Bindi'yi çıkaramam aklımdan:(

15 Ekim 2009 Perşembe

Popolara Özgürlük-Anneyle sohbetler

Bir önceki postta Popolara özgürlük konusunda annemin bizlerden daha bilinçli olduğunu ve bizlerde uyguladığından sözetmiştim....geçenlerde annemle konuşurken biraz daha anlatsana bana dedim..aktarıyorum..

*40 günlük zaman içerisinde zaten çalışmayıp bebekle çok vakit geçirme şansın olduğundan çiş ve kakasını takip edebilirsin dedi..mesela sen yemekten sonra ve öğleden sonra kakanı yapardın dedi..ona göre de seni klozete tutardım..ilk zamanlarda elbette kacırırdık arada ama sonrasında aramızada bir de işaret koyduk..sektirmedik pek dedi..işaret dediği de..çişşş..fıs..gönlünüzden ne geçiyorsa cocuk çiş veya kakasını yaparken bir işaret koymak..bu bir şarkı bile olabilir..biteviye olması önemliymiş...

** Ayrıca özellikle kaka için klozete tuttuğunuzda bebeği tutuş şekli bağırsaklara masaj yaptığından daha kolaylaşırmış işiniz.

***Çiş içinse biraz acımasız gelecek belki ama klozete tutarken çok az su atılır popoya ki bebek çişini yapsın dedi..

Aslında ipuclarının tamamı birer işaret..bugünkü adıda zaten tuvalet iletişimi...bebeğin aile bireyleri ile kurduğu iletişim sayesinde çiş ve kakasını tuvalete yapması..

Annemden bilgi aldıkça ekleyeceğim...yaşasın özgür popolar...



Anneme de buradan teşekkürü borç bilirim..bizleri kakalarımızın üzerinde oturtmadığı için..

07 Ekim 2009 Çarşamba

Popolara özgürlük

Uzundur ilgilendiğim bir konu var..Bebekleri bezsiz büyütmek..Hindistan'a yaptığım seyahatlerde oradaki ailelerin bebekleri bezsiz büyüttüklerini görüp hayretlere düşmüştüm..neden bebeklerin altını bağlamadıklarını sorduğumda ise.."Bizde fakirler bebeklerin altını bağlar. Bizim bebeğin 30 tane pantalonu var..kaza bile olsa değiştirebiliriz" dediler..ben şaşkın...onlar gururlu...ondan sonra bu konuyla ilgilenmeye başladım..Internette şöyle bir site var...oradan yeterli bilgiye ulaşabiliyoruz...birde yenilerde Türkçeye çevrilmiş Christine Gross-Loh tarafından "Bezsiz bebek" isimli bir kitapta var..Kitapta Tuvalet iletişimi hakkında bilgiler olduğu gibi, çok faydalı ve dehşet verici bilgiler de var..örneğin;Türkiye'de yılda ortalama 5.1 milyar bezin çöpe atılması gibi...olsun varsın ben kağıdı ..camı dönüştürüyorum..bezde doğada kalıversin diyorsanız eyvallah...ama sayı bana son derece ürkünç geldi.

Bu konuyu annemle konuştuğumda annem bu işin ilk 40 gün içinde yapılabileceğini sonrasının cok geç olduğunu..benim ve ablamın beze hiç kaka yapmadığımızı söyledi...çiş konusunda bu kadar iddialı olamadım zira çalışıyordum dedi..

Şimdi biliyorum ki...sen bir doğurda o ilk 40 günün ne olduğunu görürsün diye gülümsüyor olabilirsiniz ama ben denemeye çok değer olduğunu düşünüyorum...hani benim olsa denerim...zira ben sokaklarda 4 yaşında çocuklar görüyorum..popolar atom karınca kıvamında...bu da biraz geç kalınmış bir durum sanırım...belki bunları okuyup deneyen çıkar veya denemiş olan vardır bilgiyi paylaşır..bende aydınlanırım biraz...



Hem bebekler şıkta oluyorlar bence...bacaklara şahane çoraplar..popolara hafif pantalonlar...kimbilir annem becerdiğine göre bizler de becerebiliriz diye düşünüyorum.

18 Eylül 2009 Cuma

Bayram cicisi

Siz de benim gibi dikiş dikmeyi beceremeyen ama birşeyleri süslesem diye deli olanlardan mısınız?
.
Bayrama 3 kala, işte basit bir süsleme örneği Anatema'dan şeker tadında:

Evde vardır muhakkak minişlerin düz beyaz bir bluzu. Çukulata paketinden saklanmış bir kurdele... Kopmuş birkaç düğme... Küçük gelen ama kumaşına hep hayran kaldığınız eski bir t-shirt... Topla onları. Kes, yapıştır. Ve ta-taaam.
.



Baykuşu süslerkenki yaratıcılık size kalmış.

Aplike için, bi tık buraya.
Kaynak: Lil Blue Boo

09 Eylül 2009 Çarşamba

Şişli %100 Ekolojik Pazarı

Bayılıyorum tahta oyuncaklara... Eskilere... Hele de eski tahta oyuncaklara...



Geçenlerde Üsküdar vapur iskelesinde pompalı zıplayan uyduruk tavşanlardan gördüm. Hani sen her pompaladığında bir adım önüne atlayan fosforlu sarı veya yeşil olan, o uyduruk tavşanlardan. Hemen aldım tabi, yüzüne bakmadı Defne o ayrı. Kendime sakladım.



Aşağıdaki haberi gördüğümde yine heyecanladım. Şöyle diyordu:



Tahta parçaları, saman ve çekiç, zımpara ile kuş yuvası yapımı, topaç yapma, boyama ve çevirme gibi etkinlikler, her Cumartesi ve Pazar, Şişli %100 Ekolojik Pazar’da çocuklarla birlikte buluşuyor.



Nerde mi? Şişli %100 Ekolojik Pazarında.

Bu Cumartesi ve Pazar 10:00-17:00 arası.

Gidelim mi?
.

Tahta bebekler, tık.

07 Eylül 2009 Pazartesi

Havuçlu-Mantarlı Mücver


Efenim bu mücver çocuklar için, havucu ve mantarı da rendeleyip ekliyorsunuz bildiğiniz mücver tarifine, o kadar. Sebzeleri çiğ tüketmeleri daha faydalı elbette ama yiyen çocuk var, yemeyeni var...

Yağda kızartmam derseniz, ununu biraz daha artırıp fırın tepsisine koyup pekala fırında da pişirebilirsiniz.

Benim tarifim, zeytin yağında kızartılan.

Kabak dolması yaparken, oyduğunuz kabakların içini değerlendirebilirsiniz. (Bizim evde ancak böyle yenir mücver, önce kabak dolması...)

6 orta boy kabak içi *rendelenmiş
4-5 mantar *rendelenmiş
Yarım havuç, ince rendelenmiş
3 yumurta
Maydanoz
Yeşil Soğan
Dereotu
1 çay bardağı un (kıvamı tutturmak zor, eğer kabak rendelenince sulanmışsa unu artırın)
1 tatlı kaşığı kabartma tozu
tuz
karabiber
kekik

Rendelenmiş ve doğranmış sebzelere kızartmaya başlamadan hemen önce yumurtaları ekleyip karıştırın, en son olarak da un ve kabartma tozunu ekleyin.

Ben tavaya sadece 2 çorba kaşığı kadar zeytinyağı koyup, yağın rengi koyulaştığında tavayı temizleyip yeni yağ ekleyerek kızartmayı tercih ettim.

Zahmetli ama lezzetli bir tarif, afiyet bal şeker olsun efenim. Aman çok soğutmadan ve üzerine yoğurt gezdirmeden yemeyin!

Çaktırmadan, IKEA' da...




Paylaşmadan edemedim...

Birkaç kafadar (DAVID SEGER, PAUL BARTUNEK ve dığerleri) IKEA' nın Kaliforniya' daki bir mağazasını set olarak kullanıp, "GİZLİCE" çekmişler bu kısa filmleri...

İyi seyirler...

04 Eylül 2009 Cuma

E ne duruyorsunuz?


Bienale gider misiniz?

İKSV ve Pace Sanat Merkezi, Koç Holding sponsorluğunda İstanbul Bienali kapsamında çocuk eğitim programları gerçekleştiriyor.
6–14 yaş grubundaki çocukların müze ve sergi kültürünü geliştirmek ve onları temel sanat kavramlarıyla tanıştırmak, sanata ve özellikle çağdaş sanata olan ilgiyi artırmak amacıyla düzenlenecek çocuk eğitim programları 11. İstanbul Bienali’nin açık olduğu 12 Eylül–8 Kasım tarihleri arasında devam edecek.
Bienal’in ilk haftası her gün, sonraki 7 hafta boyunca da haftada iki gün olmak üzere, 3 farklı yaş aralığındaki 20’şer kişilik gruplar eğitmenlerle birlikte İstanbul Bienali sergilerini gezebilecekler.

Rezervasyonlarla ilgili bilgi için: (212) 334 07 93
Mekan: Tophane’deki Antrepo No:3
Ücret: Ücretsiz

03 Eylül 2009 Perşembe

Bu akşam ne yapsak diyenlere

Bayılırdım küçükken kağıt bebekleri kesip biçip giydirmeye.
Halen de gazetelerin verdiklerine çaktırmadan göz kırpıyorum.
Siz de bayılanlardansanız ve bu akşam için bir aktivite arıyorsanız minik cücenizle,
ilgili pdf dosyası burada.


01 Eylül 2009 Salı

Damla Canlısı

SAVULUN, DAMLA CANLILARI GELİYOR!
Damla canlıları yeryüzünde konuşulan bütün dilleri bilirler. İnsanlardan farkları, küçük ve saydam olmalarıdır. Bu yüzden insanlar onları göremezler.

Damla canlıları bulutlarda yaşarlar. Ve çok önemli bir görevleri vardır: Yağmuru yeryüzüne indirmek! Onlar olmazsa yeryüzü yağmursuz kalır. Bu kuraklık demektir!

Bulutlardaki yağmur fabrikalarında bıkıp usanmadan yağmur üretirler. Sonra bunları çantalara doldurup yeryüzüne inerler. Böylelikle ağaçlar, ırmaklar, toprak suya doyar.
Ancak bir eksikleri vardır: Kitaplar!

Damla Canlısı: Kitapsız bir dünyanın ne kadar sıkıcı olduğunu
Walt Disney çizgi filmi tadında anlatan olağanüstü bir serüven...

DAMLA CANLISI
Yazan : Nurgül Ateş
Resimleyen : Gökçe Akgül
ISBN : 978-605-5671-22-8
Fiyatı : 4 TL
Ebat / sayfa sayısı: 13,5 x 18.5 cm / 64 sayfa
Kâğıt türü : 70 gr. Enzo Deluxe
Dizi : Hayal Dünyalar Dizisi – 01

28 Ağustos 2009 Cuma

Günışığı Kitaplığı

Bugün ofiste çalışırken masama bir posta geldi..açtığımda içinden Günışığı Kitaplığı'nın kataloğu çıktı..sayfalar arasında keyifle dolaştım....ilk kitaplardan başladım..genç kitaplara baktım sonra..Uç Uç böceği Bonbon'a takıldım mesela..bir de baktım ki ruhsal çalışmalarımın bazılarındaki öğretmenim Sedef Örsel yazmış kitabı..içimi bir heyecan kapladı..anne baba olanlar belki daha iyi değerlendirme yapabilirler...ama ben pek bir canlı heyecanlı buldum yayınevini..keyifli okumalar...


12 Temmuz 2009 Pazar

Sivrisinek avındayız


Sıcakların iyice bastırmasıyla çok sevgili dostlarımız sivrisinekler de hücum ediyorlar evlerimize. Doğa o kadar beyaz, ince ve hassas bir cilde sahip ki sivrisineğin ısırdığı yerler çok kızarıyor ve şişiyor. Bizdeki kadar olmasa da eminim ki sizlerin kuzularında da aynı durum vardır. Ne de olsa ciltleri o kadar taze ki tadına doyum olmuyor değil mi ama? :)

Şimdi gelelim asıl konumuza. Malesef piyasadaki tablet ya da tüplü ürünlerden kullanmak zorunda kalıyoruz. Hatta geçen hafta odasında takılı olmasına rağmen yediler yine Doğa'yı. Bu ürünleri zararlı olduğunu bile bile kullanıyoruz yine de sonuç alamıyoruz. Öte yandan cilde sürülen losyonlar beni pek bir endişelendiriyor, direkt temas olduğu için.
Fesleğen falan da işe yaramadı. Balkonda kocaman bir tane var zaten.

Neyse, bu çaresizlik içinde geçenlerde friendfeed'deki arkadaşlara sordum. Canım dostum Müge'den harika bir öneri geldi. Ben henüz yapmadım ama mutlaka deneyeceğim. İşte ayrıntılar burada.

Sizin de sivrisineklerle ilgili farklı çözümleriniz olduysa, bizlerle paylaşırsanız seviniriz.

26 Haziran 2009 Cuma

Baba özlemi

Sabahın 6'sında kalktı bir çene bir çene. Bıdıbıdı konuşuyor o saatten beri. Babası işe giderken ağladı hafif. Bu hafta çok az gördü babayı. Biraz önce atlarla ilgili bir belgesel izliyoruz;

Ben: Hep beyaz yavru bir atım olsun isterdim.
Doğa: Ben de pembe bir at isterdim.
Ben: Peki nereye giderdin pembe atınla?
Doğa: Babamın ofisine.
!!!!

11 Haziran 2009 Perşembe

karne heyecanı dilekleri

* bütün çocukların karnesinde A'lar olsun
* A'lar yoksa da üzülmesinler
* A'sız karnelere sinirlenen ana babalar olmasın
* karnesiz çocuk, işçi çocuk, çalışan çocuk olmasın. hepsi okusun
* karne hediyesi isteyen çocukların gönüllerinden ne geçiyorsa ona sahip olsunlar
* hepsi sorunsuz, neşeli olsun
* büyüyünce ana babalarını öldürmesinler
* kimseyi öldürmesinler, akıllarından bile geçirmesinler
* top oynasınlar, acıksınlar, yemek yesinler, sevsinler, sevilsinler...

08 Haziran 2009 Pazartesi

Çocuk doğurma ve yetiştirme üzerine

11 yaşında annesini öldürdü.
Neden?
Kendisini seviye belirleme sınavına yollamadığı için.
Ölen kadın 6 çocuk sahibiymiş.

Sabah gazetede okuduğum bu haber bütün gün kafamı meşgul etti. Öyle ki kendime ayırdığım 2 saatlik zaman aralığında kitabımı okurken bile beynimin bir köşesinde bunu düşünüyordum. Öncelikle neden bir kadın 6 çocuk yapar? Bunu düşünmek gerek. Tabiki işin sosyolojik boyutuna girersek sayfalar sürer fakat şu karara vardım; Biraz faşistçe bulabilirsiniz kararımı; Çocuk sayısına sınırlama getirilmeli ve anne-babalık ehliyeti diye birşey olmalı. Çok mu ütopik düşünüyorum sizce?

Bir de Tanrı ile Sohbet'in 3. kitabını okuyorum bu aralar; Konuyla aslında direkt ilgili olmasa da şu bölüm çok etkiledi beni;
"Çocuk üretme-doğurma bir gençlik aktivitesidir. Genç beden gelişkin ve güçlüdür. Çocuk yetiştirme olgun yaş aktivitesidir. Olgun yaştaki insanın yaşam tecrübesi gelişkin ve güçlüdür. Çoğu anne baba, anne babalık görevini çok az bir yaşam deneyimiyle üstlenmek zorunda kalır. Daha henüz kendilerini bile keşfedememişlerdir ama kendilerinden daha zayıf birinin rehberliğini yapmak zorunda kalmışlardır. Çoğunuz anne baba sevgisinin ne olduğu hakkında gereken bilgeliği, anlayışı ve sabrı anne baba olma yıllarını geride bıraktıktan sonra kazanıyorsunuz. Çocuk yetiştirmenin sorumluluğunu sadece doğuranlar tüm toplum almalı, özellikle olgun yaştakiler."
Bir de Mark Twain'nin şu sözleri yer alıyor kitapta; "Ben on dokuz yaşındayken babam hiçbir şey bilmiyordu. Otuz dört yaşıma geldiğimde babamın ne çok şey öğrendiğine şaşıyorum".
İlginç değil mi ama?

01 Haziran 2009 Pazartesi

Kefir, yapımı ve faydaları

Son zamanlarda bir kefir rüzgarıdır esiyor..Özgür yazmıştı şurada..ardından Aslıberry yazmış şurada..ben ikisine de birer kefir taneciği gönderdim ki mayalasınlar..ve afiyetle içsinler diye..

Kefiri vikipedideki tanımı şöyle: Kefir, çok eski yıllardan beri özellikle Kafkasya bölgesinde yapılan, bugün ise Avrupa ve Amerika ülkelerinde ticari maksatla imal edilen süt asidi ve alkol fermantasyonu yardımıyla yapılan köpüklü, koyu kıvamlı (yoğurt kıvamında), hafif ekşimsi bir Türk içeceği.

Faydaları böyle:

*Sindirime katkıda bulunmak,sindirim sistemindeki "kötü" mayaların azalmasına yardımcı olmak.

*Yiyeceklerle alınan toksik(zehirli) maddelerin,vücuttan atılmasına yardımcı olmak.
*Kabızlık,ishal ve bağırsak tahrişleri gibi rahatsızlıkların,ortadan kalkmasına yardımcı olmak.
*Besinlerle vücuda alınan protein,karbonhidrat moleküllerinin sindirimine yardımcı olmak.
*Laktaz enzimi ilişkisi vasıtasıyla,laktoz (süt şekeri) intoleransını etkisiz hale getirmek.
*Antibiyotik kullanımı nedeniyle,doğal yapısı(mikro florası) bozulan bağırsak dengesinin düzeltilmesine yardımcı olmak.
*Diyetteki yağların emilimini destekleyerek kolestrolü kontrol altında tutmak.
*Yüksek kan basıncının düşmesine katkıda bulunmak.
*Bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olmak.
*Gıda alerjilerinin belirtilerinin azalmasına yardımcı olmak.
*B grubu vitaminleri üretmek ve emilimini sağlamak.
*Kalsiyumun bağırsaklardan emilimini arttırarak, osteoporoz riskinin azalmasına yardımcı olmak.

Ben kefirimi evde kendim yapıyorum...
Kefir tanelerimi her mayalamadan önce ve sonra su ile yıkıyorum..bir kavanozun içine koyuyorum ve tercihe göre süt ekliyorum..benim tercihim light ve laktozsuz sütler ve keçi sütü..

Kavanoza sütü boşaltıktan sonra kapağını kapıyorum..bir havluya sarıyorum ve 24 saat mayalıyorum..kefir taneciğini ne kadar çok çalıştırırsanız ürediğini göreceksiniz..dinlenmeye bıraktığınız zamanlarda ise olduğu gibi ama sağlıklı kalacaktır.
Bol sağlıklı ve kefirli günler hepimize.



10 Mayıs 2009 Pazar

Anneler Günü'ne dair...

Çoğu özel günün olduğu gibi bugün de anlamsız geliyor bana. Kusura bakmayın hiç öyle "yaşasın anneler günü" tadında bir post yazamayacağım. Dünyada halen milyonlarca annesiz, üstelik aç çocuk varken, çocuk sahibi olamayan birçok kadın varken, salt tüketim amaçlı bugünü kutlamak pek de yersiz geliyor bana. Dışarı adım atıyorsunuz her yer tıklım tıklım, bütün mağazalarda indirim süsü verilmiş pazarlama taktikleri...
Kaldı ki anneliğin sadece doğurmakla olmadığına, anneyiz diye de çocuklarımızın sahibi olamayacağımıza inananlardanım.
İyisi mi biz her gün anneler günüymüş gibi hissedelim ama maddi-manevi tüketmeden! Kuzularımızı hem sevelim, hem de özgür bırakalım. Ayrıca anne olanlara duyduğumuz saygıyı anne olmak istemeyen kadınlara da gösterelim, yargılamadan kabul etmeyi bilelim. Ne kadar zor olsa da çocuklarımızdan beklenti içinde olmayalım ve onları olduğu gibi kabul edelim.
Anne olan-olmayan tüm kadınlara sevgilerimle...

04 Mayıs 2009 Pazartesi

sina ve yoga yapan kedi


cem (5 yaşında), ananesiyle birlikte yoga yapmış ben evde yokken. daha doğrusu ananesi yoga yaparken ona eşlik etmiş, bundan da çok hoşlanmış. ben de o zaman belki ikimiz birlikte evde yogaya başlayabiliriz diye düşündüm. başlamak ve fikir edinmek için neler yapabilirim diye araştırırken aslı'nın önerisi bir kitap aklıma geldi, sonra da yanda resmini gördüğünüz kitabı buldum, bir de dvd var. henüz hiçbirini edinmedim, dolayısıyla yogaya başlamadık ama biraz okuyup araştırıp bu hafta içinde ilk adımları atmayı planlıyorum. çocuk yogasıyla ilgili önerilerinizi yazar mısınız?

sina ve yoga yapan kedi temel yoga hareketlerini sina ve kedisinin maceraları aracılığıyla anlatan resimli bir çocuk kitabı. kipitap'ta kitapla ilgili okur yorumları, arka kapak ve içerden iki sayfanın resmini görebilirsiniz: tık

arka kapak yazısı

Sizce yoga nedir? Neye benzer? Yeni bir yoğurt çeşidi ya da bahçede yetişen bir tür bitki mi? Ya da hiphopçuların yaptığı bir müzik türü mü? Bilemediniz değil mi?

Çok uzaklarda ve Hindistan adında ülkede yapılıyor YOGA. Yaklaşık binlerce yıllık geçmişi olan yoga, kısaca insanın bedenini ve ruhunu eğitmesidir. 

Ama Sina bunların hiç birisini bilmiyordu. Ta ki yoga yapan bir kedisi oluncaya dek....

bizim blogda da tanya'nın bir yazısı var konuyla ilgili: tık

 
Blogger design by suckmylolly.com